Ayasofya Notları

0
121

Avrupa’nın hatta Dünya’nın kültür başkenti denilince akla gelen şehirlerden birisi İstanbul’dur. Bir insanın ömrü İstanbul’u anlamaya, yaşamaya ve özümsemeye yetmez. Ömre bedel tabirine gayet uygun bir şehir. Dünya başkentleri genelde doğal bir limanın kıyısına kurulur ve belirli bir merkezden çevreye doğru yayılarak genişler ve gelişir. İstanbul ise Boğaz’ın iki yakasını kaplamış ve pek çok yönden oldukça gelişmiştir. İstanbul kültürel, sosyal ve ekonomik olarak başlı başlına yaşayan başdöndürücü bir metropoldür. 

İstanbul ve Ayasofya

İnsanlık yaklaşık 8-9 bin yıldır İstanbul’da yaşamaktadır. Bu güzel şehir binlerce yıl Asya’dan, Avrupa’dan ve Afrika’dan yapılan göçlere geçit olduğu gibi Akdeniz ve Karadeniz’i de birleştirerek eşsiz bir konuma sahip olmuştur. İstanbul, dünyada hüküm sürmüş üç büyük imparatorluğun başkenti olmuştur. Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu zamanında altın çağlarını yaşamıştır. 

Ayasofya Notları

İstanbul antik çağda basit bir şehir devletiyken, Avrupa’nın en karanlık çağı olan Orta Çağ’da Doğu Roma yönetiminde ihtişamlı bir şehir olmuş, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde bu şatafatından hiçbirşey kaybetmemiştir. O zaman diliminde Avrupa’daki geçmiş uygarlıkların eserleri, mabetleri, sarayları birer harabeye dönüşürken, aynı dönemde Ayasofya dünya uygarlığına kültür mirası olarak hediye bırakılmıştır.

Ayasofya Tarihi

Ayasofya, 360 yılında Bizans İmparator’u Konstantinus tarafından yaptırılmıştır. Bizansın en büyük kilisesi olan Ayasofya doğu Hristiyanlığının merkezi olmuştur. Ayaklanmalar sonucu iki kez yıkılan Ayasofya 530’lu yıllarda İmparator Iustinianos tarafından yeniden inşa edilmiştir. Kilise eski Roma İmparatorluğu’nu yeniden ortaya çıkarma projesine uygun olarak Teia Sophia (Kutsal Hikmet)’e adanmıştır. Döneminde dünyanın en büyük kilisesi olan Ayasofya’dan sonra Londra’da St. Paul, Roma’da San Pietro ve Milano’da Duomo kiliseleri inşa edilmiş, Ayasofya bu ünvanını kaybetmiştir.

Ayasofya Notları

1453 yılında Fatih Sultan Mehmed tarafından İstanbul fethedilmiş, Ayasofya camiye dönüştürülmüş ve  4 minare eklenmiştir. 1750 yılında Ayasofya’da bulunan figürler ve mozaikler zarar vermeyen sıva ile kapatılmıştır. 1934 yılında müzeye dönüştürülünce bu sıva kaldırılmış, figürler ve mozaikler tekrar ortaya çıkarılmıştır.

Teknik Bilgiler

Ayasofya 7.750 metrekare alana ve 100 metre uzunluğa sahiptir. Orta boşluğu 75 x 70 metre, kubbesinin yerde yüksekliği 55,60 metredir. Kubbenin çapı ise yaklaşık 32 metredir ve tam daire şeklinde değildir. Ayasofya istilalara ve depremlere maruz kalmış çeşitli tamirat ve tadilatlardan geçirilmiştir. 559 yılında yaşanan depremden sonra duvarlarına binen yükü hafifletmek için kasnaklar eklenmiştir. Kubbenin dengesini kontrol etmek için cam uyarıcılar konulmuştur. Zaman içinde ana kubbenin yanına iki yeni kubbe daha eklenerek daha geniş bir alan elde edilmiştir. Altı küçük kubbe ile merkezdeki kubbeler desteklenmiştir. Bizans tarihinde İkonoklazma denilen resim yasağı nedeniyle Ayasofya’nın içinde bulunan tüm resimler 726-842 yılları arasında kaldırılmıştır.

Ayasofya Notları

Ayasofya’nın inşa edilmesinde dünyevi sembolizm oldukça önemlidir. Yapının dikdörtgen şeklinde olup üstünde kubbe olmasının çok önemli bir politik sebebi vardır. Dikdörtgen bina olmasının nedeni Süleyman Tapınağı’nın şeklinin dikdörtgen olmasından kaynaklıdır. Kubbeye dikkat edildiğinde yuvarlak bir şekil görülür ve bu yuvarlak şekil, sonsuzluğu ve ölümsüzlüğü sembolize eder. Kare ya da dikdörtgen de sınırları sembolize eder. Ayasofya bu ruhsal sembolizmini yine Süleyman Tağınağı’ndan alır. 

Ayasofya inşa edildiğinde kadın ve erkeklerin ayrı oturmaları çok önemlidir. Erkekler ibadet sırasında ana ibadet alanında bulunurken kadınlar üst galeriye çıkarlardı. Üst galeriye çıkışta merdiven değil; rampa yer alır. Bu rampanın amaçlarından birincisi, inşaat sırasında malzemelerin el arabalarıyla hızlıca üst katlara ulaştırılması, ikincisi de İmparatoriçe ve önemli ailelerden gelen kadınların üst galeriye yürüyerek kolaylıkla çıkabilmelerini sağlamaktır.

Ayasofya’da Bulunan Yapılar

Hat Levlaları

Ayasofya Notları

İslam Alemi’nin en büyük yazıları olarak kabul edilen, Allah-ü Teala’nın, Peygamber Efendimiz Muhammed Aleyhisselam’ın ve Dört Büyük Halife Hazreti Ebubekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman ve Hazreti Ali efendilerimizin mübarek isimlerinin yazılı olduğu levhalar Kazasker Mustafa İzzet Efendi tarafından celi yazıyla yazılmıştır. 1934 yılında Ayasofya müze yapılınca bu levhalar kaldırılmış, 1940’lı yıllarda tekrar yerlerine asılmıştır.

Kubbe Yazısı

Ayasofya’nın kubbesinde yine Kazasker Mustafa İzzet Efendi tarafından celisülüs yazıyla Nur Suresi’nden ayetler bulunmaktadır.

İmparator Kapısı

Ayasofya’nın ana ibadet bölgesine açılan 9 kapısı vardır. Bunların en ihtişamlısı sadece imparator ibadet için geldiğinde açılan İmparator Kapısı’dır. Ahşap üstüne gümüş kaplama olan kapının Nuh Aleyhisselam’ın gemisinin ağacından yapıldığı rivayet edilir.

Şadırvan

1740 yılında yapılan şadırvan mermer sütun başlıkları, kemer ortalarında bulunan güllü kilit taşları, saçakları, enfes hattat yazıları ve dövme tunç işlemeleriyle eşine ender rastlanan bir eserdir.

Muvakkithane

1849 yılında Mimar Fossati’ye yaptırılan, güneşin konumunu takip etmek, saatleri ayarlamak ve namaz vakitlerini tespit etmek amacıyla eklenmiş yapıdır. Kubbenin tam altında yer alan kare bir yüzeye oturtulmuş yuvarlak mermer, sarsıntılar sırasında saat ayarlarının bozulmasını engellemektedir.

Meryem ve Çocuk İsa

Bizans yapımı kiliselerin çoğunluğunda ibadet edenlerin baktığı noktanın tepesinde, kubbede Hazreti Meryem ve Hazreti İsa‘nın temsili resimleri veya ikonları bulunur. Ayasofya’da bu resimlerin yüksekliği 5 metredir.

Türbeler

Ayasofya bölgesinde yapılan ilk türbe Mimar Sinan tarafından inşa edilen Sultan II. Selim türbesidir. Sultan II. Selim türbesinin yanında Mimar Davut Ağa’nın inşa ettiği Sultan III. Murad’ın türbesi yer almaktadır. Türbenin dışı mermer levhalarla kaplı, içi ise mercan kırmızısı renge sahip çinilerle süslüdür. Şehzadeler Türbesi’nde ise Sultan III. Mehmed’in kardeşleri yatmaktadır.

Ayasofya Gizemleri

Ayasofya’yı ziyarete gelen kişilerin içeri girerken yukarı bakarak yürümeleri tavsiye edilir. Bu şekilde yüründüğü zaman büyük kubbenin ağır ağır kayarak insanın üstüne gelircesine hareket ettiğini ve kubbenin yukarıda dönüyor izlenimi verdiğini hayret ve heyecanla fark edebilirsiniz. Kubbenin altından geçerken, dönüyormuş izlenimine kapılırken, mozaiklerin ışıltılı dünyasını keşfederken ve Ayasofya’nın serin mermerlerine dokunurken tarihe tanıklık ettiğinizi hissedeceksiniz.

Ayasofya Notları

Ayasofya’nın kubbesi ve diğer parçaları sanki havadaymış gibi durmaktadır. Sürekli hareket halindeymiş ve hiç sağlam değilmiş gibi bir izlenim bırakmaktadır. Ayasofya’nın ortasına gelindiğinde mor denilebilecek bir ışık bulunmakta, bu muazzam yapının dört bir köşesi aydınlık ve ferah bir ortam sağlamaktadır. Mozaikler ışığın etkisiyle denizdeki dalgalar gibi şaşırtıcı yansımalar yapmaktadır. Tonlarca altının kullanıldığı Ayasofya mozaiklerinin yapımında altının yanı sıra, gümüş, renkli cam, pişmiş toprak ve renkli mermer gibi taş parçaları kullanılmıştır. 

Günümüzde Ayasofya

UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Ayasofya, 2015 yılında 3 milyon 425 bin ziyaretçiyle Türkiye’de rekor kırmıştır. İstanbul’un fethinin yıldönümü nedeniyle yapılan kutlama törenleri kapsamında 29 Mayıs’ta Ayasofya’da Fetih Suresi okunmuş, bunun üzerine Ayasofya’nın tekrar ibadete açılması tartışmaları alevlenmiştir. Bu durum Yunanistan’ın tepki göstermesine yol açmış, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, Ayasofya’da Kuran’dan ayetler okunmasının Hristiyanların dini duygularına hakaret anlamına geldiğini belirtmiştir. Türkiye ise bu sözlere Ayasofya’nın niteliğine ve uluslararası sözleşmelere aykırı bir şekilde hareket etmediğini söyleyerek açıklama yapmıştır. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Ayasofya’nın ibadete açılmasıyla ilgili bundan sonra atılacak adımlar için Danıştay kararının beklendiğini söylemiştir. 

Resmi internet sitesinde, “1936 tarihli tapu senedine göre, Ayasofya “57 pafta, 57 ada, 7. parselde Fatih Sultan Mehmed Vakfı adına Türbe, Akaret, Muvakkithane ve Medreseden oluşan Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi” adına tapuludur” ifadesi yer alıyor. “Kılıç Hakkı” olarak ibadete açılmasının halk tarafından desteklendiği de ortadadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here